The Great Wild Life

Denizler Altında 20.000 Fersah

Denizlere ve tarihe olan merakınız nasıl başladı? İlk araştırmanıza nasıl yön verdiniz?

Denizlere ve tarihe olan merakınız nasıl başladı? İlk araştırmanıza nasıl yön verdiniz?

“Küçükken yaşadığımız ev denizin üstündeydi. Odamdan mor Torosları, kar yağdığı zaman beyaz eteklerini, Akdeniz Körfezini izleyerek büyüdüm. Çocukluğumun Antalya’sında denizle iç içe geçen bir hayatım oldu…” diye anlatıyor Mustafa Aydemir. Duygulanıp maziye bir yolculuk yaparken, batıklara olan merakının ilk nasıl kıvılcımlandığının hikâyesini anlatmaya başladı: “Annemin bize çocukken ilk anlattığı hikâye, II. Dünya Savaşı’nda cephane taşıyan Fransız gemisinin evimizin önünde batırılışı hakkındaydı.” Daha sonrasında, annesinin ağzından hikâyeyi anlatmaya devam ediyor: “Kıyıdan 500m açıkta bir gemi. İngiliz uçaklarının gelişi, bombalayışı,  geminin kendini savunusu. Toz, duman ve barut kokusu…” Kendisi de ekliyor o hikâyeyi her dinleyişinde ne hissettiğini: “Geminin burnunun havaya kalkışını hayal ederdim ve bunu, bir yüce hayvanın bağıra bağıra inleyişine ve batısına yorumlardım. O Fransız batığında 3 teneke altının askerlerin paraları olarak taşındığı söyleniyordu.” O gemiye dalabilmenin, altınları bulabilmenin çocukluk hayali olduğunu söylüyor. Şehir efsaneleri aslında tarihten beslenirler. Fakat batığı anlatmaya devam ederken hüzünleniyor: “Biz daldığımızda batık sualtında üç defa satılmış, el değiştirmişti. Ben de ordaydım.

Bu batık, II. Dünya Savaşının en önemli üç kırılma noktasından biriydi” diyerek, sahaflardan bulduğu bir kitabı (Hitler ve komutanları arasındaki raporlar) referans veriyor. Diğer iki faktörün, Kafkasya’daki Stalingrad Savaşı ve Enigma Şifrelerinin çözülmesi olduğunu ve batığın önemini o zaman daha iyi anladığını belirtiyor.

Hayalleriniz nelerdi peki? Bu hayalleri ve yaşadıklarınızı bir derleme yapmayı düşünüyor musunuz?

“Herkes okuldan kaçar top oynamaya giderdi; ben Kaptan Cousteau, National Geographic okumaya giderdim kütüphaneye. Çocukluğumdan beri isterim ki mavi edebiyat olsun, sualtını anlatsın birileri, hikâye etsin.” Daha o zaman, önemli olanın hayatı uzun değil dolu dolu yaşayabilip, geriye bir şeyler bırakabilmek olduğunu kavradığını söylüyor. Sonrasında da bir sufle vererek, önümüzdeki yılki planının kendi anılarını yazmak olduğunu söylüyor.

İlk profesyonel araştırmanız ne zamandı? Bunun size neler kattığını düşünüyorsunuz?

“Antalya’dan İstanbul’a geldiğim zaman hayallerim vardı kendime göre. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Fakültesine girdim. Amerikalı George Bass ekibi Rodos’un karşına düşen Serçe Limanı’nda Bizans dönemi Fatimi Batığı’nın kazısı için sualtı çizimleri yapabilen birini arıyordu. Fakat ressamlar dalgıç, dalgıçlar ise ressam değildi. İlk olarak, George Bass ekibiyle çalışmaya başlamam bu sebeple gerçekleşti. Gemi Bizans olmasına rağmen içindekiler Mısır Sultanı’na aitti.” Akademik altyapısını, sanat eğitimini ve en büyük tutkusunu bir araya getiren Mustafa Aydemir, daha öncesinde Türkiye’de hiç olmayan sualtı kazısının, araştırmanın sistematiğini, disiplinini ve bakış açısını George Bass ekibinden kazandığını da dile getirdi.

Benzer Yazılar